Arthur Erickson Mimarlığında Yer Kavramı


Creative Commons License

Temel S. C.

CUKUROVA 5th INTERNATIONAL SCIENTIFIC RESEARCHES CONFERENCE, Adana, Türkiye, 9 - 11 Ekim 2020, ss.34-43

  • Basıldığı Şehir: Adana
  • Basıldığı Ülke: Türkiye
  • Sayfa Sayıları: ss.34-43

Özet

Gündelik konuşma dilinde yer ve mekân kavramları çoğu zaman karıştırılmaktadır. Mimarlık literatüründe ise bu iki kavram, felsefi anlamları ve deneyimlenme biçimleri ile birbirinden ayrıştırılmıştır. Heidegger terminolojisinde yer kavramı, fiziksel bulunma halinin ötesinde bir var olma biçimidir. Öznel olarak deneyimlenen ve kişiden kişiye değişkenlik gösteren yer kavramı tarihsel, kültürel, toplumsal, algısal pek çok bileşeni içermektedir. Üstmodernite olarak adlandırılan günümüz dünyasında ise daha kaygan bir zeminde bulunmakta ve kökleri ile ilişkisi ‘yok-yer’ kavramı ile yeniden ifade edilmeye çalışılmaktadır. Augê tarafından ortaya konulan yok-yer kavramı alışveriş merkezi, terminal, havaalanı gibi aidiyet kurulmayan mekanları tanımlamak için kullanılmaktadır. Hizmet alınacak süre boyunca vakit geçirilen ve hız ile özdeşleşen bu mekânlarda insani ilişkiler kurmak ve anı oluşturmak daha güç görünmektedir. İlave olarak bu mekânlar, tasarımları ile çoğu zaman her yerde uygulanabilir olmakta ve bağlamsal kaygılar gütmemektedir. Yer ile kurulan ilişkinin biçim değiştirmesi, mimari ürünün bir zaman ve coğrafi yere ait olmaması, mimarlık disiplini içerisinde modernizm ve sonrasında daha yaygın olarak gözlenen bir durumdur. Mimarlık meslek grupları içerisinde konu ile ilgili farklı görüşler ve uygulamalar yer almaktadır. Özellikle modernizm ve sonrasına odaklanmanın amaçlandığı bu çalışmada, Kanadalı modernist mimar Arthur Erickson’un yapıları yer ile kurulan ilişki çerçevesinde ele alınmıştır. Kanada gibi çokkültürlü bir ülkede doğup büyümüş biri olarak, insanlığın tarih içerisinde geçirdiği değişim, kültürler arası etkileşim ve çeşitliliğin ilgisini çektiğini söyleyen Erickson, mimarlığının bu çizgide evrildiğini belirtmektedir. Erickson çalışmalarını evrensellik ve çokkültürlülük kavramları ile betimlerken, aynı zamanda tarihsellik ve bağlamı da ön plana çıkarmaktadır. İncelenen yapıların seçiminde, bu kavramların izleri de aranmış olup; işlevsel bir ayrım gözetilmeyerek, özel ve kamusal kullanımlardan çeşitli örneklere yer verilmiştir. 

The concepts of place and space are often confused in everyday language. In the architectural literature, these two concepts are distinguished from each other with their philosophical meanings and ways of experiencing them. The concept of place in Heidegger's terminology is a way of being beyond the physical state of being. The concept of place, which is experienced subjectively and varies from person to person, includes many historical, cultural, social and perceptual components. In today's world called upper modernity, it is located on a more slippery ground and its relationship with its roots is tried to be re-expressed with the concept of "nonplace". The concept of non-place put forward by Augê is used to describe places that do not belong, such as shopping malls, terminals and airports. It seems more difficult to establish humane relationships and create memories in these places where time is spent during the service period and identified with speed. In addition, these spaces, with their designs, are often applicable everywhere and do not have contextual concerns. The transformation of the relationship established with the place, the architectural product not belonging to a time and geographic place is a situation that is more common in the discipline of modernism and its aftermath. There are different opinions and practices on the subject within the architectural profession groups. In this study, which aims to focus especially on modernism and its aftermath, the buildings of Canadian modernist architect Arthur Erickson are discussed within the framework of the relationship established with the place. He said that as a person born and raised in a multicultural country like Canada, he was attracted by the change, intercultural interaction and diversity of humanity in history, and states that his architecture evolved along this line. While Erickson describes his works with the concepts of universality and multiculturalism, he also highlights historicity and context. The traces of these concepts have been sought in the selection of the structures examined; Various examples of private and public uses are given, without making any functional distinction.